Deprem üçgeni nedir ?

Abdurrazak

Global Mod
Global Mod
Bu ayrım çok önemli.

Deprem sırasında uygulanacak davranış ile enkaz altında hayatta kalmayı sağlayabilecek pozisyon aynı problem değildir.

Dolayısıyla “hangi yöntem doğru?” sorusundan önce “hangi zaman diliminden söz ediyoruz?” sorusunu sormak gerekir.

Erkeklerin ve Kadınların Bakış Açısı: Gerçekten Farklı mı?

Deprem tartışmalarında erkeklerin daha analitik, kadınların ise daha empatik olduğu gibi kalıplar sıkça kullanılıyor. Ancak bilimsel veriler, bu tür biyolojik veya psikolojik genellemeleri doğrudan desteklemek için yeterli değildir.

Bu nedenle burada daha doğru yaklaşım, “erkekler böyle düşünür, kadınlar şöyle düşünür” demek değil; farklı bakış açılarını toplumsal deneyimlerle birlikte değerlendirmektir.

Örneğin veri odaklı yaklaşım şu soruları sorabilir:

“Hangi pozisyonun yaralanma oranı daha düşük? Hangi yapı tipinde hangi boşluklar oluşuyor? Enkaz altında kalma süresi ile ölüm riski arasında nasıl bir ilişki var?”

Bu yaklaşım son derece değerlidir.

Ancak sosyal boyutu önemseyen bir bakış açısı da şu soruları sorabilir:

“Deprem sırasında yanında çocuk, yaşlı veya hareket kısıtlı bir birey varsa kişi ne yapacak? Evde bakım sorumluluğunu kim taşıyor? Kadınların, çocukların veya engelli bireylerin ihtiyaçları kurtarma planlarında gerçekten hesaba katılıyor mu?”

Bunlar birbirinin alternatifi değildir.

Hatta iyi bir afet politikası ikisini aynı anda kullanmak zorundadır.

2023 depremi sonrasında Türkiye'deki kadınların deneyimlerini inceleyen nitel bir araştırmada 45 kadınla yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve içerik analizi sonucunda temel ihtiyaçlar, annelik sorumlulukları, psikolojik yük, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve dayanıklılık gibi temalar belirlenmiştir.

Bu tür çalışmalar bize şunu gösteriyor: Deprem güvenliği yalnızca beton, kolon ve döşeme meselesi değildir.

Bir kişinin deprem sırasında hayatta kalabilmesi kadar, hayatta kaldıktan sonra temiz suya, mahremiyete, sağlık hizmetine, çocuğuna, ilaca ve güvenli barınmaya erişebilmesi de afet riskinin bir parçasıdır.

2026 yılında yayımlanan ve Türkiye'nin 1999 ile 2023 depremlerini Global Burden of Disease verileri üzerinden karşılaştıran bir çalışma da bu sosyal boyutu nicel verilerle ortaya koydu. Araştırmada kadınlarda depremle ilişkili ölüm yükünün erkeklerden daha yüksek olduğu, özellikle 15-34 yaş grubunda farkın belirginleştiği ve engellilik yükündeki eşitsizliğin zaman içinde büyüdüğü bildirildi.

Burada yine dikkatli olmak gerekiyor: Bu sonuç “kadınlar biyolojik olarak depreme daha dayanıksızdır” anlamına gelmez. Ekonomik koşullar, bakım sorumlulukları, barınma biçimleri, hareket özgürlüğü, sosyal roller ve afet sonrası hizmetlere erişim gibi faktörler sonucu etkileyebilir.

Asıl Güvenlik Stratejisi Mobilyanın Yanında Değil, Depremden Önce Başlıyor

“Deprem üçgeni” tartışmasının belki de en önemli sonucu, insanları deprem anındaki birkaç saniyeye aşırı odaklanmaktan kurtarmasıdır.

Çünkü risk azaltmanın en etkili yolu deprem başladıktan sonra mucizevi bir pozisyon bulmak değil, depremden önce tehlikeleri azaltmaktır.

Dolapları duvara sabitlemek, ağır eşyaları yatağın üzerine yerleştirmemek, camlardan uzak güvenli alanlar belirlemek, aile iletişim planı hazırlamak, acil durum çantası oluşturmak ve binanın yapısal güvenliği hakkında profesyonel değerlendirme yaptırmak bu nedenle çok daha temel adımlardır.

Bir Hindistan çalışmasında deprem farkındalığı eğitiminin ardından katılımcıların bilgi ve hazırlık düzeyleri değerlendirilmiş; eğitimde Çök-Kapan-Tutun uygulaması, acil durum çantası, mobilyaların sabitlenmesi ve aile hazırlığı gibi konular ele alınmıştır. Araştırmacılar eğitim öncesi ve sonrası sonuçları istatistiksel yöntemlerle karşılaştırmıştır.

Bu yaklaşımın güçlü tarafı şudur: İnsanlara yalnızca korku vermek yerine uygulanabilir davranış kazandırır.

Deprem Üçgeni Hakkında Bilimsel Olarak Ne Söyleyebiliriz?

Bugünkü kanıtları birlikte değerlendirdiğimizde birkaç sonuç öne çıkıyor.

Birincisi, çöken yapılarda hayatta kalınabilir boşlukların oluşması gerçek bir mühendislik ve arama-kurtarma olgusudur.

İkincisi, bundan yola çıkarak “deprem sırasında her zaman büyük mobilyanın yanına geçmek en güvenli yöntemdir” sonucuna ulaşmak mümkün değildir.

Üçüncüsü, uluslararası deprem güvenliği kurumları genel kullanım için Çök-Kapan-Tutun yaklaşımını önermektedir.

Dördüncüsü, cenin pozisyonu ve yaşam üçgeni konusunda özellikle enkaz altında uzun süre kalma ve kurtarma koşullarına ilişkin araştırmalar devam etmektedir. Bazı akademik çalışmalar bu yaklaşımın belirli koşullarda avantajlarını tartışırken, kanıtların henüz bütün yapı tipleri ve deprem senaryoları için evrensel bir kural oluşturmaya yeterli olmadığı görülüyor.

Beşincisi, deprem güvenliği yalnızca biyomekanik bir problem değildir. İnsan davranışı, sosyal çevre, aile sorumlulukları, toplumsal cinsiyet, ekonomik kaynaklar ve psikolojik durum da afet sonuçlarını etkiler.

Sonuç: “Üçgen Var mı?” Sorusu Yerine Hangi Soruyu Sormalıyız?

Bence tartışmayı “Deprem üçgeni doğru mu, yanlış mı?” ikiliğinden çıkarmak daha verimli.

Daha bilimsel soru şu olabilir:

“Belirli bir bina tipinde, belirli bir çökme mekanizmasında ve belirli bir kurtarma süresinde hangi insan pozisyonu hayatta kalma olasılığını artırıyor?”

Bu soruya cevap vermek için yapı mühendisliği, deprem mühendisliği, acil tıp, arama-kurtarma, insan davranışı ve sosyal bilimlerin birlikte çalışması gerekiyor.

Üstelik gelecekte CCTV görüntüleri, enkaz konum verileri, sensörler, bilgisayar simülasyonları ve gerçek deprem kayıtları bir araya getirildikçe bu tartışmanın çok daha sayısal hale gelmesi mümkün. Nitekim gerçek deprem görüntülerini makine öğrenmesiyle inceleyen çalışmalar, insan davranışının sanıldığından çok daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Bu yüzden deprem üçgenine tamamen “şehir efsanesi” deyip geçmek de, onu her koşulda en güvenli yöntem olarak sunmak da bilimsel açıdan yeterli değildir.

Asıl ders daha geniş:

Deprem sırasında hangi pozisyonu alacağımızı bilmek önemlidir; fakat hangi binada yaşadığımızı, eşyalarımızın nasıl sabitlendiğini, ailemizin nasıl iletişim kuracağını ve deprem sonrasında birbirimizin hangi ihtiyaçlara sahip olacağını bilmek çok daha kapsamlı bir güvenlik yaklaşımıdır.

Ve belki tartışmayı şu soruyla sürdürmek gerekir:

Bir depremde hayatta kalma ihtimalimizi gerçekten artıran şey “yaşam üçgeni” mi, yoksa depremden aylar ve yıllar önce oluşturduğumuz bütünsel risk azaltma sistemi mi?

Kaynaklar ve Bilimsel Dayanaklar

1. U.S. Geological Survey (USGS), “What is the ‘Triangle of Life’ and is it legitimate?” — deprem sırasında “Triangle of Life” yaklaşımının sınırlılıkları ve Çök-Kapan-Tutun önerisi.

2. Ağan, F. Z. & Cindoğlu, Ç. (2024), Earthquake in Turkey: The Triangle of Life and Disaster Kits Saves Lives, Disaster Medicine and Public Health Preparedness, DOI: 10.1017/dmp.2024.54.

3. Celikmen, M. F. ve ark. (2023), Drop, Cover, and Hold On versus Fetal Position in the Triangle of Life to Survive in an Earthquake: A Delphi Study, Prehospital and Disaster Medicine, 38(3), 287-293.

4. Modeling protective action decision-making in earthquakes by using explainable machine learning and video data — 2018 Anchorage depremine ait gerçek görüntüler üzerinden davranış analizi.

5. Placing engineering in the earthquake response and the survival chain — çöken yapılarda hayatta kalınabilir boşlukların mühendislik ve arama-kurtarma açısından değerlendirilmesi.

6. Aylı, B. I. ve ark. (2026), The gendered burden of natural disasters: Evidence from two catastrophic earthquakes in Türkiye, Social Science & Medicine, DOI: 10.1016/j.socscimed.2026.119540.

7. Exploring gender-based challenges after the earthquake: a phenomenological study of women in Turkey — 2023 Türkiye depremleri sonrasında 45 kadınla yapılan nitel görüşme çalışması.

8. Enarson, E. (1998), Through women's eyes: a gendered research agenda for disaster social science, Disasters, 22(2), 157-173.

Kaynak bağlantılarını metne yerleştirBaşlık biçimini tutarlılaştır

Kaynak bağlantılarını metne yerleştir

Başlık biçimini tutarlılaştır

Güvenlik önerilerini daha görünür yap
 
Üst