[HEADING=1]GS-BJK Derbisinde Kim Gol Attı? Futbolun Toplumsal Cinsiyet, Irk ve Sınıf Boyutları[/HEADING]
Son karşılaşmalardaki sonucu merak edenler için önemli bir ayrıntıyla başlayalım: 7 Mart 2026 tarihinde oynanan Beşiktaş-Galatasaray derbisi, Galatasaray'ın 1-0 üstünlüğüyle sona erdi. Galatasaray'ın golünü 39. dakikada Victor Osimhen, Leroy Sané'nin ortasında kaydetti. Galatasaray+1
Ancak futbol, yalnızca kimin gol attığına, hangi takımın kazandığına ya da hakemin hangi kararı verdiğine bakılarak anlaşılabilecek bir oyun değil. Tribünde sevinçten ağlayan bir taraftarın, takımının yenilgisiyle öfkelenen bir gencin veya ailesiyle ilk kez maça giden bir çocuğun yaşadıkları da futbolun toplumsal hikâyesinin parçalarıdır. Bir derbiyi izlerken bazen fark etmeden cinsiyet rollerini, sınıfsal farklılıkları, ırkçılığı ve toplumun erkeklik algısını da yeniden üretebiliriz.
Bence asıl tartışılması gereken soru şu: Futbol insanları ortak bir heyecanda buluştururken neden zaman zaman ayrımcılığın ve eşitsizliğin görünür hâle geldiği bir alana dönüşüyor?
1. Futbol Sadece Bir Oyun mu, Yoksa Toplumun Aynası mı?
Galatasaray ile Beşiktaş arasındaki rekabet, İstanbul'un spor kültürünün önemli parçalarından biri. İki takımın karşılaşması, taraftarlar için doksan dakikalık bir mücadeleden çok daha fazlasını ifade ediyor. Aileden devralınan taraftarlık, çocukluk anıları, arkadaşlıklar ve yaşanılan semtle kurulan bağ, takım kimliğini şekillendirebiliyor.
Sosyolojik açıdan bakıldığında futbol, toplumdaki değerlerin ve çatışmaların görünür hâle geldiği bir alan. Tribünlerde dayanışma gelişebildiği gibi rakip takım taraftarlarına yönelik düşmanlık da ortaya çıkabiliyor. Bir takımın kazanması, taraftarın kendisini güçlü hissetmesini sağlayabilirken mağlubiyet, kişisel bir başarısızlık gibi algılanabiliyor.
Burada önemli olan, taraftarlığın kendisini sorun olarak görmek değil. Sorun, takım sevgisinin başka insanları aşağılamak, dışlamak veya tehdit etmek için kullanılmasıdır. Galatasaraylı ya da Beşiktaşlı olmak bir kimliktir; fakat bu kimlik, bir insanın karakterini, ahlakını veya toplumsal değerini tek başına belirlemez.
Futbolun birleştirici gücünü koruyabilmek için rakip takımı sevmek zorunda değiliz. Ancak rakip taraftarın da aynı heyecanı yaşama hakkına saygı göstermek zorundayız.
2. Toplumsal Cinsiyet: Neden Futbol Hâlâ Erkeklerin Alanı Olarak Görülüyor?
Futbolun toplumsal cinsiyetle ilişkisi, yalnızca kadın futbolunun ne kadar izlendiğiyle açıklanamaz. Çocukların hangi oyuncaklarla oynadığı, ailelerin kız ve erkek çocuklarını spora nasıl yönlendirdiği, medyanın sporcuları nasıl sunduğu ve tribünlerde hangi davranışların normal kabul edildiği bu ilişkinin parçalarıdır.
Örneğin, futbolu seven bir erkek çocuğa çoğu zaman doğal bir ilgi alanı olarak yaklaşılırken aynı ilgiyi gösteren bir kız çocuğuna bazen şaşkınlıkla yaklaşılabiliyor. Kız çocuğunun oyuncuların isimlerini bilmesi, taktikleri takip etmesi veya maçın sonucuna üzülmesi bile sorgulanabiliyor. Oysa futbol bilgisi cinsiyetle değil, ilgi ve deneyimle gelişir.
Türkiye'de İrem Sarıkulak ve Canan Koca'nın 2019 yılında Spor Bilimleri Araştırmaları Dergisi'nde yayımlanan “Futbol Taraftarlığı Alanında Kadınları Marjinalleştiren Doxalar” başlıklı araştırması bu konuyu doğrudan ele alıyor. Sekiz kadın taraftarla yapılan nitel görüşmelerde kadınların gerçek taraftar olarak kabul edilmekte zorlanabildiği, futbol bilgilerinin sürekli sorgulandığı ve kabul görmek için erkek egemen taraftar kültürüne uyum sağlamalarının beklendiği ortaya konuyor. Journal of Sport Sciences Research+1
Bu bulgular, futbol ortamındaki eşitsizliğin her zaman açık bir yasak biçiminde ortaya çıkmadığını gösteriyor. Bazen küçümseyici bir soru, bazen alaycı bir yorum, bazen de kadının düşüncesini ciddiye almamak aynı işlevi görebiliyor.
Kadınların deneyimlerini ele alırken hepsinin aynı sorunları yaşadığını varsaymak da doğru değil. Bazı kadınlar çocukluklarından beri tribün kültürünün içinde yer alıyor. Bazıları futbolu sonradan keşfediyor. Bazıları stadyumda kendisini rahat hissederken bazıları cinsiyetçi söylemler nedeniyle maç izlemekten uzaklaşabiliyor.
Kossakowski ve Besta'nın 2023 yılında International Review for the Sociology of Sport dergisinde yayımlanan araştırması da yaygın kalıpları sorguluyor. Polonya'dan 864 taraftarın katıldığı nicel araştırma ve kadın taraftarlarla yapılan görüşmeler, kadınların taraftarlığa daha az bağlı olduğu yönündeki varsayımları desteklemiyor. Araştırmada kadınlar, kendilerini tanımlarken daha yüksek bireysel yeterlik algısı bildirmiş ve taraftarlığın kişisel gelişimlerine katkısını daha güçlü ifade etmişlerdir. Radosław Kossakowski, Tomasz Besta, 2023+1
Bu nedenle kadınların futbol deneyimini yalnızca ayrımcılık üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Kadınlar aynı zamanda taraftar toplulukları kuran, kulüpleri takip eden, maçları analiz eden ve spor kültürünü dönüştüren aktif öznelerdir.
Tartışmaya açmak istediğim soru şu: Bir kadının futbol bilgisini sürekli kanıtlamasını beklemekle bir erkeğin futbol bilgisini sorgulamadan kabul etmek arasındaki farkı günlük hayatımızda ne kadar fark ediyoruz?
3. Erkeklik Normları ve Taraftarlık: Öfke Gerçekten Güç Göstergesi mi?
Futbol kültüründe erkeklik, kimi zaman cesaret, dayanıklılık, rekabet ve duygularını kontrol etme kavramlarıyla ilişkilendiriliyor. Ancak bu beklentiler çelişkili sonuçlar doğurabiliyor. Bir taraftan erkeklerden duygularını göstermemeleri beklenirken diğer taraftan öfkelerini yüksek sesle ifade etmeleri, rakibe meydan okumaları ve gerektiğinde kavgaya girmeleri normalleştirilebiliyor.
Bu çelişki özellikle derbi atmosferlerinde dikkat çekiyor. Bir maçın kaybedilmesi, bazı kişiler için yalnızca sportif bir hayal kırıklığıdır. Başkaları içinse çevrelerine karşı güç kaybetmek anlamına gelebilir. Takımına yönelik bir eleştiriyi kişisel saldırı olarak algılamak veya rakip taraftara hakaret etmeyi cesaret göstergesi saymak, bu düşünce biçiminin sonuçları arasında yer alabilir.
Burada bütün erkek taraftarları saldırgan olarak değerlendirmek yanlış olur. Futbol sevgisini dostlukla birleştiren, rakip taraftarlarla birlikte maç izleyen, çocuklarına saygılı rekabeti öğreten ve tribünlerde şiddete karşı duran çok sayıda erkek var.
Stacey Pope, John Williams ve Jamie Cleland'ın 2022 yılında yayımlanan araştırması da erkek futbol taraftarlarının kadın sporuna yönelik tutumlarının tek tip olmadığını gösteriyor. Birleşik Krallık'ta 1.950 erkek taraftarın yanıtlarını inceleyen çalışma, eşitlikçi ve destekleyici erkeklik anlayışlarının yanında kadın düşmanı tutumların da varlığını ortaya koyuyor. Sage Journals
Buradan çıkarılabilecek önemli sonuç, erkeklerin toplumsal cinsiyet eşitliğinin yalnızca gözlemcileri olmak zorunda olmadığıdır. Erkek taraftarlar, arkadaş ortamlarında cinsiyetçi şakalara itiraz ederek, rakip taraftara yönelik şiddeti reddederek ve kadınların spor alanındaki varlığını destekleyerek değişimin aktif bir parçası olabilirler.
Çözüm, erkekleri topluca suçlamak değil; hangi davranışların desteklendiğini ve hangi davranışların sorgulanmadan kabul edildiğini incelemektir.
Bir erkeğin takımını savunmasıyla şiddeti savunması aynı şey değildir. Gerçek özgüven, takımının yenilgisini kabul edebilmekte, eleştiriye tahammül edebilmekte ve rakip taraftara insan olarak saygı gösterebilmekte de ortaya çıkar.
4. Irk ve Futbol: Sahadaki Başarı, Toplumsal Önyargıları Ortadan Kaldırıyor mu?
Futbolun uluslararası niteliği, farklı ülkelerden ve kültürlerden gelen sporcuları aynı takımda buluşturuyor. Bu durum, farklılıkların birlikte başarı üretmesini mümkün kılıyor. Ancak çok kültürlü takımların varlığı, futbolda ırkçılığın ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Irkçılık bazen doğrudan hakaret biçiminde ortaya çıkarken bazen de bir sporcunun yeteneğinin kökeniyle açıklanması, belirli özelliklerin yalnızca belli gruplara atfedilmesi veya kişinin bireysel başarısının arka plana itilmesi şeklinde görülebiliyor.
Örneğin, siyah bir futbolcunun fiziksel gücünün sürekli vurgulanıp taktik zekâsının ve oyun görüşünün göz ardı edilmesi, olumlu gibi görünen bir yorumun bile stereotiplere dayanabileceğini gösteriyor. Bir sporcunun milliyeti, ten rengi veya ailesinin kökeni, onun sahadaki yeteneğini tek başına açıklayamaz.
Victor Osimhen'in Galatasaray formasıyla Beşiktaş'a karşı attığı golü de bu çerçevede düşünmek mümkün. Golün somut açıklaması, Osimhen'in pozisyon alması, Sané'nin ortası ve hücum organizasyonudur. Başarıyı belirli bir ırksal özelliğe indirgemek, futbolun teknik ve taktik boyutunu görmezden gelmek olur.
Bu noktada UNESCO'nun Juventus iş birliğiyle hazırlanan Colour? What Colour? başlıklı 2015 tarihli raporu önemlidir. Rapor, uluslararası futboldaki ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele uygulamalarını değerlendiriyor; futbol kulüplerinin sporu eğitim, kapsayıcılık ve ayrımcılığa karşı mücadele için kullanabileceğini vurguluyor. UNESCO+1
Irkçılıkla mücadele yalnızca futbol federasyonlarının veya hakemlerin sorumluluğu değildir. Kulüplerin açık kurallar koyması, taraftarların ayrımcı davranışları bildirmesi, spor medyasının önyargılı dilini sorgulaması ve genç sporcuların farklılıklara saygı konusunda eğitilmesi de gereklidir.
Son karşılaşmalardaki sonucu merak edenler için önemli bir ayrıntıyla başlayalım: 7 Mart 2026 tarihinde oynanan Beşiktaş-Galatasaray derbisi, Galatasaray'ın 1-0 üstünlüğüyle sona erdi. Galatasaray'ın golünü 39. dakikada Victor Osimhen, Leroy Sané'nin ortasında kaydetti. Galatasaray+1
Ancak futbol, yalnızca kimin gol attığına, hangi takımın kazandığına ya da hakemin hangi kararı verdiğine bakılarak anlaşılabilecek bir oyun değil. Tribünde sevinçten ağlayan bir taraftarın, takımının yenilgisiyle öfkelenen bir gencin veya ailesiyle ilk kez maça giden bir çocuğun yaşadıkları da futbolun toplumsal hikâyesinin parçalarıdır. Bir derbiyi izlerken bazen fark etmeden cinsiyet rollerini, sınıfsal farklılıkları, ırkçılığı ve toplumun erkeklik algısını da yeniden üretebiliriz.
Bence asıl tartışılması gereken soru şu: Futbol insanları ortak bir heyecanda buluştururken neden zaman zaman ayrımcılığın ve eşitsizliğin görünür hâle geldiği bir alana dönüşüyor?
1. Futbol Sadece Bir Oyun mu, Yoksa Toplumun Aynası mı?
Galatasaray ile Beşiktaş arasındaki rekabet, İstanbul'un spor kültürünün önemli parçalarından biri. İki takımın karşılaşması, taraftarlar için doksan dakikalık bir mücadeleden çok daha fazlasını ifade ediyor. Aileden devralınan taraftarlık, çocukluk anıları, arkadaşlıklar ve yaşanılan semtle kurulan bağ, takım kimliğini şekillendirebiliyor.
Sosyolojik açıdan bakıldığında futbol, toplumdaki değerlerin ve çatışmaların görünür hâle geldiği bir alan. Tribünlerde dayanışma gelişebildiği gibi rakip takım taraftarlarına yönelik düşmanlık da ortaya çıkabiliyor. Bir takımın kazanması, taraftarın kendisini güçlü hissetmesini sağlayabilirken mağlubiyet, kişisel bir başarısızlık gibi algılanabiliyor.
Burada önemli olan, taraftarlığın kendisini sorun olarak görmek değil. Sorun, takım sevgisinin başka insanları aşağılamak, dışlamak veya tehdit etmek için kullanılmasıdır. Galatasaraylı ya da Beşiktaşlı olmak bir kimliktir; fakat bu kimlik, bir insanın karakterini, ahlakını veya toplumsal değerini tek başına belirlemez.
Futbolun birleştirici gücünü koruyabilmek için rakip takımı sevmek zorunda değiliz. Ancak rakip taraftarın da aynı heyecanı yaşama hakkına saygı göstermek zorundayız.
2. Toplumsal Cinsiyet: Neden Futbol Hâlâ Erkeklerin Alanı Olarak Görülüyor?
Futbolun toplumsal cinsiyetle ilişkisi, yalnızca kadın futbolunun ne kadar izlendiğiyle açıklanamaz. Çocukların hangi oyuncaklarla oynadığı, ailelerin kız ve erkek çocuklarını spora nasıl yönlendirdiği, medyanın sporcuları nasıl sunduğu ve tribünlerde hangi davranışların normal kabul edildiği bu ilişkinin parçalarıdır.
Örneğin, futbolu seven bir erkek çocuğa çoğu zaman doğal bir ilgi alanı olarak yaklaşılırken aynı ilgiyi gösteren bir kız çocuğuna bazen şaşkınlıkla yaklaşılabiliyor. Kız çocuğunun oyuncuların isimlerini bilmesi, taktikleri takip etmesi veya maçın sonucuna üzülmesi bile sorgulanabiliyor. Oysa futbol bilgisi cinsiyetle değil, ilgi ve deneyimle gelişir.
Türkiye'de İrem Sarıkulak ve Canan Koca'nın 2019 yılında Spor Bilimleri Araştırmaları Dergisi'nde yayımlanan “Futbol Taraftarlığı Alanında Kadınları Marjinalleştiren Doxalar” başlıklı araştırması bu konuyu doğrudan ele alıyor. Sekiz kadın taraftarla yapılan nitel görüşmelerde kadınların gerçek taraftar olarak kabul edilmekte zorlanabildiği, futbol bilgilerinin sürekli sorgulandığı ve kabul görmek için erkek egemen taraftar kültürüne uyum sağlamalarının beklendiği ortaya konuyor. Journal of Sport Sciences Research+1
Bu bulgular, futbol ortamındaki eşitsizliğin her zaman açık bir yasak biçiminde ortaya çıkmadığını gösteriyor. Bazen küçümseyici bir soru, bazen alaycı bir yorum, bazen de kadının düşüncesini ciddiye almamak aynı işlevi görebiliyor.
Kadınların deneyimlerini ele alırken hepsinin aynı sorunları yaşadığını varsaymak da doğru değil. Bazı kadınlar çocukluklarından beri tribün kültürünün içinde yer alıyor. Bazıları futbolu sonradan keşfediyor. Bazıları stadyumda kendisini rahat hissederken bazıları cinsiyetçi söylemler nedeniyle maç izlemekten uzaklaşabiliyor.
Kossakowski ve Besta'nın 2023 yılında International Review for the Sociology of Sport dergisinde yayımlanan araştırması da yaygın kalıpları sorguluyor. Polonya'dan 864 taraftarın katıldığı nicel araştırma ve kadın taraftarlarla yapılan görüşmeler, kadınların taraftarlığa daha az bağlı olduğu yönündeki varsayımları desteklemiyor. Araştırmada kadınlar, kendilerini tanımlarken daha yüksek bireysel yeterlik algısı bildirmiş ve taraftarlığın kişisel gelişimlerine katkısını daha güçlü ifade etmişlerdir. Radosław Kossakowski, Tomasz Besta, 2023+1
Bu nedenle kadınların futbol deneyimini yalnızca ayrımcılık üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Kadınlar aynı zamanda taraftar toplulukları kuran, kulüpleri takip eden, maçları analiz eden ve spor kültürünü dönüştüren aktif öznelerdir.
Tartışmaya açmak istediğim soru şu: Bir kadının futbol bilgisini sürekli kanıtlamasını beklemekle bir erkeğin futbol bilgisini sorgulamadan kabul etmek arasındaki farkı günlük hayatımızda ne kadar fark ediyoruz?
3. Erkeklik Normları ve Taraftarlık: Öfke Gerçekten Güç Göstergesi mi?
Futbol kültüründe erkeklik, kimi zaman cesaret, dayanıklılık, rekabet ve duygularını kontrol etme kavramlarıyla ilişkilendiriliyor. Ancak bu beklentiler çelişkili sonuçlar doğurabiliyor. Bir taraftan erkeklerden duygularını göstermemeleri beklenirken diğer taraftan öfkelerini yüksek sesle ifade etmeleri, rakibe meydan okumaları ve gerektiğinde kavgaya girmeleri normalleştirilebiliyor.
Bu çelişki özellikle derbi atmosferlerinde dikkat çekiyor. Bir maçın kaybedilmesi, bazı kişiler için yalnızca sportif bir hayal kırıklığıdır. Başkaları içinse çevrelerine karşı güç kaybetmek anlamına gelebilir. Takımına yönelik bir eleştiriyi kişisel saldırı olarak algılamak veya rakip taraftara hakaret etmeyi cesaret göstergesi saymak, bu düşünce biçiminin sonuçları arasında yer alabilir.
Burada bütün erkek taraftarları saldırgan olarak değerlendirmek yanlış olur. Futbol sevgisini dostlukla birleştiren, rakip taraftarlarla birlikte maç izleyen, çocuklarına saygılı rekabeti öğreten ve tribünlerde şiddete karşı duran çok sayıda erkek var.
Stacey Pope, John Williams ve Jamie Cleland'ın 2022 yılında yayımlanan araştırması da erkek futbol taraftarlarının kadın sporuna yönelik tutumlarının tek tip olmadığını gösteriyor. Birleşik Krallık'ta 1.950 erkek taraftarın yanıtlarını inceleyen çalışma, eşitlikçi ve destekleyici erkeklik anlayışlarının yanında kadın düşmanı tutumların da varlığını ortaya koyuyor. Sage Journals
Buradan çıkarılabilecek önemli sonuç, erkeklerin toplumsal cinsiyet eşitliğinin yalnızca gözlemcileri olmak zorunda olmadığıdır. Erkek taraftarlar, arkadaş ortamlarında cinsiyetçi şakalara itiraz ederek, rakip taraftara yönelik şiddeti reddederek ve kadınların spor alanındaki varlığını destekleyerek değişimin aktif bir parçası olabilirler.
Çözüm, erkekleri topluca suçlamak değil; hangi davranışların desteklendiğini ve hangi davranışların sorgulanmadan kabul edildiğini incelemektir.
Bir erkeğin takımını savunmasıyla şiddeti savunması aynı şey değildir. Gerçek özgüven, takımının yenilgisini kabul edebilmekte, eleştiriye tahammül edebilmekte ve rakip taraftara insan olarak saygı gösterebilmekte de ortaya çıkar.
4. Irk ve Futbol: Sahadaki Başarı, Toplumsal Önyargıları Ortadan Kaldırıyor mu?
Futbolun uluslararası niteliği, farklı ülkelerden ve kültürlerden gelen sporcuları aynı takımda buluşturuyor. Bu durum, farklılıkların birlikte başarı üretmesini mümkün kılıyor. Ancak çok kültürlü takımların varlığı, futbolda ırkçılığın ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Irkçılık bazen doğrudan hakaret biçiminde ortaya çıkarken bazen de bir sporcunun yeteneğinin kökeniyle açıklanması, belirli özelliklerin yalnızca belli gruplara atfedilmesi veya kişinin bireysel başarısının arka plana itilmesi şeklinde görülebiliyor.
Örneğin, siyah bir futbolcunun fiziksel gücünün sürekli vurgulanıp taktik zekâsının ve oyun görüşünün göz ardı edilmesi, olumlu gibi görünen bir yorumun bile stereotiplere dayanabileceğini gösteriyor. Bir sporcunun milliyeti, ten rengi veya ailesinin kökeni, onun sahadaki yeteneğini tek başına açıklayamaz.
Victor Osimhen'in Galatasaray formasıyla Beşiktaş'a karşı attığı golü de bu çerçevede düşünmek mümkün. Golün somut açıklaması, Osimhen'in pozisyon alması, Sané'nin ortası ve hücum organizasyonudur. Başarıyı belirli bir ırksal özelliğe indirgemek, futbolun teknik ve taktik boyutunu görmezden gelmek olur.
Bu noktada UNESCO'nun Juventus iş birliğiyle hazırlanan Colour? What Colour? başlıklı 2015 tarihli raporu önemlidir. Rapor, uluslararası futboldaki ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele uygulamalarını değerlendiriyor; futbol kulüplerinin sporu eğitim, kapsayıcılık ve ayrımcılığa karşı mücadele için kullanabileceğini vurguluyor. UNESCO+1
Irkçılıkla mücadele yalnızca futbol federasyonlarının veya hakemlerin sorumluluğu değildir. Kulüplerin açık kurallar koyması, taraftarların ayrımcı davranışları bildirmesi, spor medyasının önyargılı dilini sorgulaması ve genç sporcuların farklılıklara saygı konusunda eğitilmesi de gereklidir.